Sibel Arslan
Köşe Yazarı
Sibel Arslan
 

İş Hayatında İyi Kız Sendromu: Sessiz Çalışkanlıktan Görünmezliğe

İş hayatında çalışkan, uyumlu, sorunsuz ve fedakâr olmak neden çoğu zaman ödüllendirilmez? Neden “iyi niyetli” kadınlar daha çok yük taşır ama daha az görünür olur? Bu yazı, alkışlanan ama terfi ettirilmeyen kadınların sessiz ortak hikâyesine ışık tutuyor. İş hayatında bazı kadınlar vardır. Toplantılara zamanında girerler. İşlerini eksiksiz yaparlar. Kimseyle sorun yaşamazlar. Yükü paylaşmadan taşırlar. Ve çoğu zaman, en az karşılık alanlar da onlardır. Bu bir tesadüf değildir. Bu durumun adı vardır: İyi kız sendromu. İyi kız sendromu; kadının profesyonel hayatta kabul görmek, dışlanmamak ve sevilmek uğruna kendi sınırlarını geri plana atmasıdır. Uyumlu olmak, ses çıkarmamak, “idare etmek” ve fazla sorumluluk almaktan çekinmemek bu sendromun en yaygın belirtileridir. Dışarıdan bakıldığında ideal çalışan profili gibi görünür. Gerçekte ise bu tutum, kadını yavaş yavaş görünmez kılar. Bu davranış biçimi iş hayatında başlamaz. Kökü çok daha eskidir. Kız çocuklarına küçük yaşlardan itibaren “uslu”, “kibar”, “sessiz” olmaları öğretilir. İtiraz eden kız çocuğu “zor”, sınır koyan “huysuz”, yüksek sesle konuşan ise “ayıp” olarak etiketlenir. Erkek çocuklarına liderlik, kız çocuklarına uyum öğretilir. Bu fark, yetişkinlikte masum bir kişilik özelliği gibi görünse de profesyonel hayatta ciddi bir dezavantaja dönüşür. İyi kız sendromu olan kadınlar genellikle fikirleri olmasına rağmen toplantılarda konuşmaz. Konuşsa bile cümlelerine temkinli başlar: “Belki yanlış düşünüyorum ama…” “Çok emin değilim fakat…” Aynı fikir, daha net bir tonla başka biri tarafından dile getirildiğinde ise dikkatle dinlenir. Çünkü iş dünyası fikrin doğruluğundan çok, sunuluş biçimine tepki verir. Bu sendromun bir diğer yüzü de sınır koyamamaktır. İş yükü adil dağılmadığında “sorun çıkarmamak” için sessiz kalınır. Ek görevler itiraz edilmeden kabul edilir. Mesai uzar, sorumluluk artar, beklenti büyür. Ancak bu fedakârlık, çoğu zaman terfi veya takdir olarak geri dönmez. Tam tersine, bu kişiler “nasıl olsa yapar” kategorisine alınır. Güvenilir bulunurlar ama lider olarak görülmezler. İş hayatının acı ama gerçek bir kuralı vardır: Çok çalışan değil, doğru yerde görünür olan yükselir. İyi kız sendromu olan kadınlar genellikle şuna inanır: “Ben işimi iyi yaparsam zaten fark edilirim.” Oysa iş dünyasında fark edilmek, sadece iyi iş çıkarmakla olmaz. Kendini ifade etmek, emeğini görünür kılmak ve sınırlarını net çizmek gerekir. Sessizlik çoğu zaman olgunluk değil, yok sayılma üretir. Bu sendromun en zor tarafı şudur: Kadın hem yorgundur hem de suçluluk hisseder. Hakkını aramak ister ama “abartıyor muyum?” diye düşünür. Daha net olmak ister ama “sert görünür müyüm?” kaygısı taşır. Bu ikilem, uzun vadede tükenmişliğe yol açar. İşini seven ama işten soğuyan, başarılı ama tatminsiz, güçlü ama yorgun kadın profili tam da buradan doğar. İyi kız sendromundan çıkış, agresif olmak ya da başkalarına benzemek değildir. Çözüm; nezaketi korurken netleşmektir. Kibar ama kararlı olmak, çalışkan ama görünür olmak mümkündür. Bu bir kişilik değişimi değil, rol farkındalığıdır. Kadınların iş hayatında “iyi” olmaktan vazgeçmesi gerekmez. Ama “her şeyi idare eden” rolünü bırakması gerekir. Çünkü iş dünyası masallardaki gibi işlemez. İyi kızlar alkışlanır. Net duranlar ise yön verir. Gerçek güç; sessizce katlanmakta değil, sakin bir dille sınır koyabilmektedir. Ve bu beceri öğrenilebilir. İş hayatında ilerlemek isteyen kadınlar için asıl mesele daha çok çalışmak değil; kendini daha net konumlandıramabilmektir. İyi kız olmak bir karakter özelliği olabilir ama kariyer stratejisi değildir. Bu fark edildiğinde, oyun değişir.   Son Sözümüz İş hayatında kadınlardan “iyi” olmaları sıkça beklenir; uyumlu, sessiz, fedakâr… Oysa kariyer, iyilikle değil netlikle ilerler. İyi kız olmak bir erdem olabilir ama iş dünyasında yetmez. Hak ettiğini söyleyemeyen, sınır çizemeyen ve görünür olamayan kadınlar ne kadar güçlü olursa olsun geride kalır. Gerçek ilerleme; ses yükseltmeden, sertleşmeden ama kendini silmeden yürüyebilmektir. Nezaket bir zayıflık değildir. Ama suskunluk da bir erdem değildir. İş hayatında kadınların ihtiyacı olan şey “daha iyi olmak” değil, kendi yerini netçe sahiplenebilmektir. Ve bu, kimsenin izniyle değil, farkındalıkla başlar.     Sibel Arslan İktisatçı & Mali Analist  
Ekleme Tarihi: 20 Aralık 2025 -Cumartesi

İş Hayatında İyi Kız Sendromu: Sessiz Çalışkanlıktan Görünmezliğe

İş hayatında çalışkan, uyumlu, sorunsuz ve fedakâr olmak neden çoğu zaman ödüllendirilmez?

Neden “iyi niyetli” kadınlar daha çok yük taşır ama daha az görünür olur?

Bu yazı, alkışlanan ama terfi ettirilmeyen kadınların sessiz ortak hikâyesine ışık tutuyor.

İş hayatında bazı kadınlar vardır.

Toplantılara zamanında girerler.

İşlerini eksiksiz yaparlar.

Kimseyle sorun yaşamazlar.

Yükü paylaşmadan taşırlar.

Ve çoğu zaman, en az karşılık alanlar da onlardır.

Bu bir tesadüf değildir.

Bu durumun adı vardır: İyi kız sendromu.

İyi kız sendromu; kadının profesyonel hayatta kabul görmek, dışlanmamak ve sevilmek uğruna kendi sınırlarını geri plana atmasıdır. Uyumlu olmak, ses çıkarmamak, “idare etmek” ve fazla sorumluluk almaktan çekinmemek bu sendromun en yaygın belirtileridir. Dışarıdan bakıldığında ideal çalışan profili gibi görünür. Gerçekte ise bu tutum, kadını yavaş yavaş görünmez kılar.

Bu davranış biçimi iş hayatında başlamaz.

Kökü çok daha eskidir.

Kız çocuklarına küçük yaşlardan itibaren “uslu”, “kibar”, “sessiz” olmaları öğretilir. İtiraz eden kız çocuğu “zor”, sınır koyan “huysuz”, yüksek sesle konuşan ise “ayıp” olarak etiketlenir. Erkek çocuklarına liderlik, kız çocuklarına uyum öğretilir. Bu fark, yetişkinlikte masum bir kişilik özelliği gibi görünse de profesyonel hayatta ciddi bir dezavantaja dönüşür.

İyi kız sendromu olan kadınlar genellikle fikirleri olmasına rağmen toplantılarda konuşmaz. Konuşsa bile cümlelerine temkinli başlar:

“Belki yanlış düşünüyorum ama…”

“Çok emin değilim fakat…”

Aynı fikir, daha net bir tonla başka biri tarafından dile getirildiğinde ise dikkatle dinlenir. Çünkü iş dünyası fikrin doğruluğundan çok, sunuluş biçimine tepki verir.

Bu sendromun bir diğer yüzü de sınır koyamamaktır.

İş yükü adil dağılmadığında “sorun çıkarmamak” için sessiz kalınır.

Ek görevler itiraz edilmeden kabul edilir.

Mesai uzar, sorumluluk artar, beklenti büyür.

Ancak bu fedakârlık, çoğu zaman terfi veya takdir olarak geri dönmez. Tam tersine, bu kişiler “nasıl olsa yapar” kategorisine alınır. Güvenilir bulunurlar ama lider olarak görülmezler.

İş hayatının acı ama gerçek bir kuralı vardır:

Çok çalışan değil, doğru yerde görünür olan yükselir.

İyi kız sendromu olan kadınlar genellikle şuna inanır:

“Ben işimi iyi yaparsam zaten fark edilirim.”

Oysa iş dünyasında fark edilmek, sadece iyi iş çıkarmakla olmaz. Kendini ifade etmek, emeğini görünür kılmak ve sınırlarını net çizmek gerekir. Sessizlik çoğu zaman olgunluk değil, yok sayılma üretir.

Bu sendromun en zor tarafı şudur:

Kadın hem yorgundur hem de suçluluk hisseder.

Hakkını aramak ister ama “abartıyor muyum?” diye düşünür.

Daha net olmak ister ama “sert görünür müyüm?” kaygısı taşır.

Bu ikilem, uzun vadede tükenmişliğe yol açar. İşini seven ama işten soğuyan, başarılı ama tatminsiz, güçlü ama yorgun kadın profili tam da buradan doğar.

İyi kız sendromundan çıkış, agresif olmak ya da başkalarına benzemek değildir. Çözüm; nezaketi korurken netleşmektir. Kibar ama kararlı olmak, çalışkan ama görünür olmak mümkündür. Bu bir kişilik değişimi değil, rol farkındalığıdır.

Kadınların iş hayatında “iyi” olmaktan vazgeçmesi gerekmez.

Ama “her şeyi idare eden” rolünü bırakması gerekir.

Çünkü iş dünyası masallardaki gibi işlemez.

İyi kızlar alkışlanır.

Net duranlar ise yön verir.

Gerçek güç; sessizce katlanmakta değil, sakin bir dille sınır koyabilmektedir.

Ve bu beceri öğrenilebilir.

İş hayatında ilerlemek isteyen kadınlar için asıl mesele daha çok çalışmak değil; kendini daha net konumlandıramabilmektir. İyi kız olmak bir karakter özelliği olabilir ama kariyer stratejisi değildir.

Bu fark edildiğinde, oyun değişir.

 

Son Sözümüz

İş hayatında kadınlardan “iyi” olmaları sıkça beklenir; uyumlu, sessiz, fedakâr…

Oysa kariyer, iyilikle değil netlikle ilerler.

İyi kız olmak bir erdem olabilir ama iş dünyasında yetmez.

Hak ettiğini söyleyemeyen, sınır çizemeyen ve görünür olamayan kadınlar ne kadar güçlü olursa olsun geride kalır.

Gerçek ilerleme; ses yükseltmeden, sertleşmeden ama kendini silmeden yürüyebilmektir.

Nezaket bir zayıflık değildir.

Ama suskunluk da bir erdem değildir.

İş hayatında kadınların ihtiyacı olan şey “daha iyi olmak” değil,

kendi yerini netçe sahiplenebilmektir.

Ve bu, kimsenin izniyle değil, farkındalıkla başlar.

 

 

Sibel Arslan

İktisatçı & Mali Analist

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve isdunyasindakadin.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.